05 Ocak 2008 Cumartesi

10 günlük bebeğe kalp ameliyatı

Doğumundan 2 gün sonra morarmış şekilde hastaneye kaldırılan 10 günlük erkek bebek, İzmir’de açık kalp ameliyatıyla hayata döndürüldü.

Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Klinik Şefi Doç. Dr. Ali Gürbüz, 10 günlük olan 3 kilo ağırlığındaki bebeğin kalbinden akciğerine giden damarın tıkalı olması nedeniyle nefes almakta zorluk çektiğini, kalbin durma noktasına geldiğini söyledi.

Birkaç günlük ve düşük kilolu bebeklerin ameliyatının çok zor olduğunu belirten Gürbüz, “Böyle bebeklere kalp ameliyatı dünyada çok iyi merkezlerde ve donanımlı hastanelerde yapılıyor. Hastanemizin bu konudaki altyapısı çok iyi. Bugüne kadar biz 6-7 kilogramlık çocuklara ameliyat yapmıştık. İlk kez bu kadar düşük ağırlıkta bir bebeğin ameliyatını yaptık. Yüzde yüz başarıyla sonuçlandı” dedi.

Doç. Dr. Gürbüz şöyle devam etti:
“1.5 saat süren ameliyatın ardından kalpten akciğere giden damarı açtık. Ameliyatın ardından bebek kendine geldi ve 6 saat sonra annesi emzirdi. Sağlık durumu çok iyi. Şimdi de taburcu ediyoruz. Bundan sonra bebek hiçbir şey olmamış gibi yaşamına devam edebilecek.”

Yılda 1200 kalp ve damar ameliyatı yaptıklarını belirten İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Galip Akhan ise ameliyatlardaki başarı oranlarının dünyadaki önemli hastanelerdeki başarı oranlarından daha iyi olduğunu söyledi.

Böbrek naklinde dünya birincisiyiz

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Organ Nakli Merkezi, bu yıl gerçekleştirilen 306 böbrek nakli ile dünya birincisi oldu.

AÜ Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, dünyanın en büyüğü olma yolundaki hedefle yola çıktıklarını, bu hedefin pek çok kesim tarafından “Ulaşılması zor” şeklinde algılandığını söyledi. Merkezin organ nakline başladığı 2000 yılında Türkiye genelinde 386 böbrek nakli yapıldığını anlatan Demirbaş, aradan geçen süre içinde Avrupa’nın en büyük organ nakli merkezi olduklarını belirtti.

Demirbaş, Antalya’da bu yıl 306’sı böbrek, 17’si karaciğer, 5’i pankreas, 2’si kalp nakli olmak üzere 330 organ nakli gerçekleştirdiklerini kaydederek, şöyle konuştu:

“Hedefimiz dünyanın en büyüğü olmaktı. Dünyada 2007 yılı rakamları yayınlanmadı, ama referans alabileceğimiz rakamlar 2005 ve 2006’ya ait. Kurduğumuz özel bağlantılar sayesinde geçtiğimiz yıl dünyanın en büyük merkezlerinin bu yıl ki performanslarını öğrendik. Ona dayanarak diyorum ki ekibimiz ve merkezimiz şu anda dünyanın en büyük canlı vericili
böbrek nakli merkezidir. Dünyanın en büyük böbrek nakli merkezidir. Gönül ister ki bu Türkiye açısından tıp tarihinden herhangi bir alanda dünyada bir numara olmak benim hatırımda olduğu kadar pek olmuş bir olay değildir. Ama biz 650 bin nüfuslu Antalya’da dünyanın en büyük böbrek nakli merkezini yaratmayı başardık. Bunu emekle, inançla ve birlikte çalışarak başardık.”

BAŞARI ORANI YÜZDE 99,5

Prof. Dr. Demirbaş, yılbaşından bugüne kadar yapılan 306 böbrek naklinde kaybedilen böbrek sayısının ise 3 olduğunu bildirdi. Demirbaş, “Yapılan böbrek nakillerindeki başarı oranı yüzde 99,5’tir. Bu da dünya ortalamasının çok üstündedir. Şu anda dünyada böyle bir oranla çalışan bir ekip yoktur” diye konuştu. Yapılan 306 böbrek nakli içinde kaybedilen sadece bir hasta bulunduğunu vurgulayan Demirbaş, “Bunu da oranlarsak hasta sağ kalım oranının yüzde 100’e yakın olduğunu görürüz” dedi. Bu sene sadece kadavra sayısında eksiklik yaşadıklarını anlatan Prof. Dr. Demirbaş, yapılan nakillerin 30’unun kadavradan gerçekleştirildiğini ifade etti.

Türkiye’de 3 bin sahte diş hekimi var

Türkiye’de 22 bin diş hekimi görev yapıyor; sahte diş hekimi sayısının ise 3 bini bulduğu belirtiliyor.

Türk Diş Hekimleri Birliği Genel Başkanı Celal Korkut, yaklaşık 22 bin diş hekiminin, halkın ağız sağlığını çağdaş ülke insanları ile aynı seviyeye çıkarmak için hizmet verdiğini; buna karşın 3 bin sahte diş hekiminin ise ölümcül sarılık, AIDS ve diğer bulaşıcı hastalıkların yayılmasına neden olduğunu söyledi.

Korkut, temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısında yer alan, sahte diş hekimlerinin hapis ve para cezalarının düşürülmesi ile ilgili düzenlemenin, “hukuki ve siyasi bir yanlış” olduğunu öne sürerek, şunları söyledi:

“2004 yılında kabul edilen 5181 sayılı kanunla sahte diş hekimlerine 3 yıl ila 5 yıl arasında hapis cezası verilmesi öngörülmekte. Cezai hükümler, caydırıcı olduğu noktada sonuç vermektedir. 1980’li yıllarda sahte diş hekimi sayısı 5 bine ulaşmıştı. 5181 sayılı kanundan sonra, sahte diş hekimlerinin çoğu, hapis cezası korkusu ile gayri meşru işlerini bıraktılar. Suçtan elde edilecek menfaat ile verilecek ceza arasında oransızlık varsa caydırıcı değil; aksine teşvik edici olmaktadır.

TBMM gündemindeki tasarıda ise ‘sahte diş hekimlerinin cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur’ şeklinde değişiklik yapılmaktadır. Bizim endişemiz, suçun alt sınırının 3 yıldan 2 yıla indirilmesidir. Zira, 2 yıl olarak verilecek hapis cezaları genelde ertelenmekte; 3 yıl olan hapis cezaları ise ertelenmemektedir. Bu nedenle mevcut 5181 sayılı kanunun korunmasını istiyoruz.”

Korkut, Türkiye’de halkın yüzde 25’inin yaşamının değişik dönemlerinde sarılık hastalığı ile karşılaştığını; sahte diş hekimlerinin sarılık ve AIDS hastalığını bulaştırma riskinin yüksek olduğunu; kullandıkları standartlara uygun olmayan materyallerin bir çoğunun da kanserojen olduğunu ifade etti.

Uyku bozukluğu diyabet riskini artırıyor

Uyku bozukluğu diyabet riskini artırıyor

CHICAGO (İHA) - ABD'de yayınlanan bir araştırma, art arda üç gece yaşanan uyku bozukluğunun, vücudun glikozu işleme yeteneğini zayıflattığı ve diyabet riskini artırdığını ortaya koydu.

Chicago Üniversitesi Tıp Okulu araştırmacıları, üst üste üç gece derin uykuya dalamayan gençlerin ve sağlıklıklı yetişkinlerin glikoz toleranslarının azaldığını tespit etti.
Yaşları 20 ila 31 arasında değişen sağlıklı gönüllüler üzerinde yapılan testte, denekler beş gün boyunca uyku laboratuvarında incelendi. Saat 23.00'de yatağa giren deneklerin sabah 07.30'a kadar uyumalarına izin verildi. İlk iki gece müdahale edilmeyen deneklere son üç gece, derin uykuya dalmalarını engelleyen çok hafif ses verildi.

Normalde 80 ila 100 dakika derin uykuya dalması denekler sadece 20 dakikalık periyodlarda derin uykuya dalabildi. Daha sonra yapılan testlerde, uykuları bölünen deneklerin insilün hassasiyetlerinin yüzde 25 oranında azaldığı tespit edildi. Böylece derin uykuya dalmakta sorun yaşayanların aynı miktarda glikoz ortaya çıkarmak için daha fazla insüline ihtiyaç duydukları ifade edildi.

Araştırmanın yazarı Eve Van Cauter, aynı sorunun yaşlanma ve aşırı kiloya bağlı olarak ortaya çıkan uyku bozukluklarında da ortaya çıktığını belirterek, yüksek uyku kalitesinin diyabetin her iki çeşidinin önlenmesi veya ertelenmesinde önemli rol oynayabileceğini söyledi. Sözkonusu araştırmanın Çarşamba günü Amerikan Ulusal Bilimler Akademesi'nde yayınlanacağı belirtildi.

Türk araştırmacılardan "gen tabancası"

Türk araştırmacılardan "gen tabancası"

Ankara -AA- Türk bilim adamları, dünyada sadece birkaç üreticisi bulunan bitki ve hayvan biyoteknolojisi çalışmalarında kullanılacak "gen tabancası" üretti.

Yeni teknoloji, bitkilere ve hayvanlara gen transferi yoluyla direnç kazandırmaktan, "yenilebilen aşı" çalışmalarına kadar pek çok çalışmada kullanılacak.

ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem, projelerinin üç yıl önce başladığını ve TÜBİTAK-TEYDEB (Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı) ve KOSGEB tarafından da desteklendiğini söyledi.

Gen silahının, canlı hücrelere gen aktarabilmeye yaradığını anlatan Öktem, silahın tek ya da çok hücreli organizmalarda başarıya ulaştığını bildirdi.

Öktem, gen tabancasının dünyada sadece bir kaç firma tarafından, Türkiye'de ise ilk kez ODTÜ ve BİOLAB şirketi ortaklığı ile üretildiğini ifade etti.

Yeni yılda 146 bin öğretmene ihtiyaç olacak

Yeni yılda 146 bin öğretmene ihtiyaç olacak

ANKARA(ANKA) - Bağımsız Eğitimciler Sendikası (BES) tarafından hazırlanan “2007 Yılı Eğitim Değerlendirme Raporu”na göre, Türkiye'de, 2008 yılı içinde, 75 bini ilköğretimde, 26 bini okul öncesinde ve 45 bini ortaöğretimde olmak üzere 146 bin öğretmene ihtiyaç olacak.

Rapora göre, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesi başta olmak üzere bazı bölgelerde ve şehirlerin varoşlarında öğretmen açığı artıyor. Raporda özellikle emekli olan, kurum değiştiren ve vefat eden öğretmenlerin yerine yeterli sayıda öğretmen bulunamadığına da dikkat çekiliyor.

-EĞİTİME YÜZDE 100 DESTEK İÇİN BÜTÇE YOK-

İlköğretimin sağlıklı koşullarda sürdürülebilmesi için 3 bin 500 okula, 100 bin dersliğe ve 75 bin öğretmene ihtiyaç olduğu belirtilen raporda, 100 bin derslik yapabilmek için ise yaklaşık 5 milyon YTL gerektiği kaydediliyor. Okul öncesi eğitimde yüzde 100 oranında okullaşabilmek için ise müstakil 3 bin 745 okul, 26 bin 211 öğretmenin gerektiği bunun maliyetinin de 2007 fiyatları ile 1 milyar 198 bin 400 YTL olduğu kaydediliyor. Bu veriler göz önüne alındığında 2008 yılı için eğitime ayrılan bütçenin yeterli olmadığı belirtilirken, 2009, 2010 ve 2011 yılı bütçelerine “Eğitimde yüzde 100 Destek” projesinin altyapı koşullarını hazırlayacak miktarda ödenek ayrılması gerektiği kaydediliyor.

-FIRSAT EŞİTLİĞİ YOK-

Rapora göre, öğrenci, öğretmen ve velilerin yüzde 75'i fırsat eşitliğinin olmadığını düşünüyor. Öğretmen ve öğrencilerin yüzde 62'si de eğitim sisteminin demokratik olmadığını düşünürken, yüzde 74'ü okuldaki araç gereç ve rehberlik hizmetlerinin yeterli olmadığını belirtiyor. Öğretmenlerin yüzde 87'si de atama ve terfilerde yanlı ve siyasi davranıldığına inanıyor.


-DERSHANE GÖNDERMEYEN ANNE BABA GÖREVİNİ YAPAMADIĞINI DÜŞÜNÜYOR-

Devlet okullarındaki öğretmen ve derslik açığı ve eğitim kalitesinin düşük olması nedeniyle dershanelerin devlet okullarının yerini aldığı kaydedilen raporda, anne babaların çocuklarını dershanelere gönderemediği zaman anne babalık görevini iyi yapamadığını düşündükleri belirtiliyor.
Raporda, var olan eğitim sisteminin, üniversiteyi kazanmak, Anadolu lisesini kazanmak için dershaneye gitmeyi zorunlu kıldığını, fiziki koşulları uygun olan dershanelerin devlet okullarına dönüştürülerek, derslik ve öğretmen açığının çözülmesi gerektiği kaydediliyor. (ANKA)

Bala'da öğrencilere psikolojik destek

Bala'da öğrencilere psikolojik destek

Bala -AA- Ankara'nın Bala ilçesindeki depremlerle ilgili olarak, İl Milli Eğitim Müdürlüğünce, idareci, öğretmen, öğrenciler ile velilere ''psikolojik destek'' için çalışma başlatıldı. 50 uzmanın katılımıyla, ''Depremin etkilerinin, en az düzeye çekilmesi'' ve ''Eğitimin normalleşmesi'' için program uygulanacak.

Müdürlük bünyesindeki 15 psikososyal ekip, depremdeki psikolojik yaraları sarmak için harekete geçti.

Öncelikle, 1 Şube Müdürü ve 5 uzmandan oluşan ekip, geçen hafta Bala'daki tüm okul müdürleriyle toplantı yaptı. Toplantıda, idarecilerin bu olaydaki duruşunun önemli olduğuna işaret edilerek, şu görüşler vurgulandı:

'''Öğretmen ve öğrenci, sürekli deprem tedirginliğiyle derse girerse, orada sağlıklı eğitimden söz edilemez. İdareciler olarak öğretmenlere ve öğrencilere liderlik yapan insanlarsınız. Öncelikle siz panik yapmayacaksınız. Siz panik yaparsanız, sağlam duruş göstermezseniz, öğretmen ve öğrenciler de olumsuz etkilenir. Bundan sonra neler yapılması konusunda soğuk kanlılıkla hareket etmelisiniz. Eğer, sağlıklı bir yönetim sergilemezseniz, doğru bilgilendirme yapmazsanız, panik
oluşur. Bu, bir kriz yönetimidir. Bu krizi de doğru ve sağlıklı olarak yönetmenizi bekliyoruz.''

-Psikososyal destek-

15 müdahale ekibinden en az 50 uzman, bugünden itibaren, depremin en fazla etkilediği Afşar Beldesi ve Sofular köyündeki okullar başta olmak üzere tüm okullarda, öğretmen, öğrenci ve velilere yönelik, psikososyal destek çalışmalarına başlayacak.

Öncelikle öğretmen, öğrenci ve veliler üzerindeki deprem etkilerinin en aza indirilmesi için çalışma yürütülecek.

Öğretmenlerle en az 3 gün süreli çalışma yapılacak. Öğretmenler üzerindeki deprem etkilerinin azaltılması için çalışma yapılırken, öğretmenlere de öğrenciler üzerindeki etkilerin azaltılması konusunda neler yapabilecekleri, uygulamalı olarak anlatılacak. Ardından öğrenciler ve velilerle de uygulamalar gerçekleştirilecek.
Çalışmaların temel amacının, idareci, öğretmen, öğrencilerin rehabilitasyonu, ''Depremin etkilerinin, en az düzeye çekilmesi'' ve bir an önce ''eğitimin normalleşmesini'' sağlamak olduğu bildirildi.

 

blogger templates | Make Money Online